Türkiye Nefes Koçluğu Federasyonu
Nefesle İlgili Bilimsel Araştırmalar

Sarah Novotny and Len Kravitz, Ph.D.

Giriş:

Nefes teknikleri ve örüntüleri, rahatlama, stres yönetimi, psiko fizyolojik durumların kontrolü ve organ fonksiyonunun iyileştirilmesi için düzenli olarak savunulmaktadır (Ritz and Roth, 2003).Anatomik olarak, yorgunluk ya da stres ile görülen uzamış sempatik (uyarıcı) sinir sistemi uyarılmasının kolayca bozulabilmesinde nefes ile birlikte olumlu bir denge(nefes basınçlarında denge) bulunmaktadır. Yoga' nın tedavisel bir amacı, stresin bazı kronik olumsuz etkilerini azaltabileceği veya hafifletebileceğidir. Bu stres rahatlatması, nefesin ya da yogada denildiği gibi pranayama nın yoga uygulamaları için çok merkezi olmasının bir nedenidir. Bu makale, nefes ile birlikte kullanılan araştırma odaklı uygulamaların birçoğunun yanı sıra fizyolojik mekanizmaları ve nefesin zihin-beden bağlantısını açıklamaya çalışacaktır. Fitness profesyonelleri ve kişisel eğitmenler nefesin gerçekleri ve mitleri ve bağlı durumları ile ilgili daha çok farkında olacaktır, böylece öğrencilerini ve müşterilerini daha iyi öğretim ve kılavuzluk yapabilirler.

 

Nefes Mekanikleri 101

 

Nefes, dahili hava dolaşımı denilen iki aşamadan; soluk alma ve soluk vermeden oluşur.Soluk alma sırasında diyafram ve dış interkostal kaslar daralır. Diyafram, torasik (göğüs) boşluğun hacmini aşağı doğru arttırır ve dış interkostal kaslar, göğüs kafesini genişleterek kaburga kemiğini yukarı ve dışa doğru çeker, bu göğüs hacmini daha da artırır. Bu hacim artışı, atmosferdeki havaya kıyasla akciğerlerdeki hava basıncını düşürür. Çünkü hava her zaman yüksek basınç bölgesinden daha düşük bir basınç alanına akar, vücudun iletken hava yolundan (burun delikleri, boğaz, larenks ve trakea) akciğerlerin alveollerine geçer. Dinlenme süresi boyunca diyafram ve dış interkostal kaslar gevşer, torasik(göğüs) boşluğunu orjinal (daha küçük) hacmine geri getirir ve havayı akciğerlerden atmosfere zorlar. Nefes, torasik boşluğun içine ve dışına hava hareketi ile ilgili iken, solunum akciğerlerdeki gaz alışverişini içerir.

 

Solunum Mekanikleri 102

Her nefeste hava, alveol olarak adlandırılan akciğerlerdeki mikroskobik hava keselerine iletken bölgenin içinden geçer. Burada dış(akciğerler için) solunum gerçekleşir. Dış solunum, hava ve akciğerlerdeki kan arasında oksijen ve karbondioksit değişimidir. Kan akciğerlere pulmoner arterler yoluyla girer. Ardından arteriollerden ve çok küçük alveolar kılcal damarlardan ilerler. Oksijen ve karbondioksit hava ve kan arasında değiş tokuş edilir; karbondioksit havaya boşaltılırken oksijen kırmızı kan hücrelerine yüklenir. Oksijenlenmiş kan daha sonra alveolar kılcal damarlardan, venüller(küçük damarlar) aracılığıyla, dışarı ve pulmoner damarlar vasıtasıyla kalbe geri döner. Kalp daha sonra vücuda oksijen vermek için kanı sistemik arterler boyunca kadar pompalar.

 

Vücudunuz nasıl nefes alıyor? Metabolik Kontrole Giriş

 

Bir kişinin nefes hızını kontrol etmek için beyin sapındaki solunum merkezi sorumludur. Beyin sapındaki solunum merkezi, solunum kaslarına, ne zaman nefes alacağını söyleyen bir mesaj gönderir. Omuriliğe en yakın konumda bulunan medulla, nefes almak için omuriliği yönlendirir ve ponlar(beyincik ve soğan iliğini sıl beyine bağlayan sinir lifleri) solunum örüntülerinin daha da düzgünleştirilmesini sağlar.Bu kontrol otomatik, istemsiz ve süreklidir. Bunun ile ilgili bilinçli düşünmek zorunda değilsinizdir. Solunum merkezi arterial kanda olan asidoz (kanda aşırı asit oranı), oksijen ve karbondioksit miktarından(ya da yüzde) nefes hızını ve derinliğini nasıl kontrol edeceğini bilir (Willmore and Costill, 2004).Bu metabolik değişkenlerin durumuna bağlı olarak ventilasyon çıktısını arttırmak veya azaltmak için aort kemerinde bulunan ve tüm sinyalleri ve geri bildirimleri (solunum merkezine) gönderen arterler boyunca kemoreseptörler olarak adlandırılan reseptörler vardır. Örneğin, egzersiz yaptığınızda, karbondioksit seviyeleri önemli ölçüde artar, bu da kemoreseptörleri uyarır, bu da daha sonra beyinin solunum merkezini nefesin hız ve derinliğini arttırmak için bilgilendirir. Bu yükseltilmiş solunum, fazla karbondioksitten kurtulur ve aerobik egzersizi sırasında ihtiyaç duyulan daha fazla oksijeni vücuda verir. Egzersizi bıraktıktan sonra arteriyel(atardamara ait) kanda bulunan karbondioksit normal seviyeye dönene kadar nefes hızı ve derinliği yavaş yavaş azalır; solunum merkezi daha fazla aktif değildir ve nefes hızı bir egzersiz modeline geri döner. Karbondioksit, oksijen ve kan asit düzeylerinin sağladığı bu arteriyel basınç düzenleme geribildirim sistemi, nefesin metabolik kontrolü olarak adlandırılır (Gallego, Nsegbe, and Durand, 2001).

 

Vücudunuz nasıl nefes alıyor?  Davranışsal Kontrolün Tanıtılması

 

Nefes, diğer içorgansal (ör. sindirim, endokrin kardiyovasküler) işlevlere kıyasla eşsizdir ve aynı zamanda istemli olarak da düzenlenebilir. Davranışsal ya da gönüllü nefes kontrolü beynin korteksinde yer alır ve kuvvetli efor ya da çabadan önce nefeste kendi kendine başlatılan değişiklik gibi bilinç kontrolü ile nefesin yönünü tanımlar. Konuşma, şarkı söyleme ve bazı enstrümanları( klarne,flüt,saksafon, trumpet vb.) çalmak nefesin davranışsal kontrolüne ve iyi örneklerdir ve kısa ömürlü müdahalelerdir(Guz, 1997). Ayrıca, nefesin davranışsal kontrolü, stres ve duygusal uyarıcıların yaptığı değişiklikler gibi nefes almayı değiştiren değişiklikleri kapsar. İstemli ve otomatik(metabolik) nefes arasındaki farklılık; istemli nefes bir miktar odaklanma gerektirirken, otomatik nefes sürdürmek için dikkat gerektirmez (Gallego,  Nsegbe, and Durand, 2001). Gallego ve meslekdaşları solunumun davranışsal ve metabolik kontrolünün nasıl bağlantılı olduğunun tam olarak anlaşılamadığı belirtmektedir.

 

Peki, Pranayama Nefes Nedir?

 

Pranayama nefes genellikle yoga ve meditasyonda yapılır. Bu, istemli nefes kontrolü uygulaması; hızlı veya yavaş bir şekilde gerçekleştirilebilen nefes alma, nefes tutma ve nefes verme anlamına gelir(Jerath et al., 2006). Bu şekilde, yoga nefesi “zihin ve beden arasında bir aracı” olarak kabul edilir. (Sovik, 2000). Birçok yoga hikayesi ve literatüründe ‘’prana’’ kelimesi (‘pranayama’ kelimesinin nefes için kullanılan kısmı) ‘’yaşam gücü’’ ya da enerji anlamına gelir. Bu, özellikle vücuttaki enerji üretim süreçleriyle ilgili olduğu gibi birçok uygulamaya sahiptir. ‘prana’ ya da nefesin enerjisi ve onun vücuttaki enerji özgürlüğü üzerindeki etkileri arasında açık bir bağlantı bulunmaktadır. Hücresel metabolizma (örneğin, enerji üretmek için hücre içindeki reaksiyonlar), nefes sırasında sağlanan oksijen ile düzenlenir. 

 

Nefes eğitiminin yoga amacı; pranayama nefes tekniklerinin oksijen tüketimini ve metabolizmasını etkileyebileceğine dair net kanıtlar olmasına rağmen vücudun otonom sistemlerini aşmak değildir.(Jerath et al., 2006). Aslında, pranayama nefesinin amacının çoğu, otonom sinir sistemini sempatik (eksitatör) baskınlığından uzaklaştırmaktır. Pranayama nefesi, bağışıklık fonksiyonunu, hipertansiyonu, astımı, otonom sinir sistemi dengesizliklerini ve psikolojik veya stresle ilişkili bozuklukları olumlu yönde etkilediği gösterilmiştir(Jerath et al., 2006). Jerath ve meslektaşları, stres ve psikolojik gelişmelere ilişkin araştırmaların, pranayama nefesinin, beynin bilgi işlemesini değiştirerek, kişinin psikolojik profilini geliştiren bir müdahale haline getirdiği kanıtını desteklemektedir. Sovik, nefesin yoga kontrolü ardındaki temel felsefenin “bilinçliliğin artması, fiziksel işlevler ve nefes alma biçimleri arasındaki ilişkilerin farkındalığını ve anlayışını arttırmak” olduğunu belirtmektedir. Sovik e göre; nefes eğitimi, en uygun nefes için solunum hareketlerini düzeltmek ve kontrol etmek ve stresi azaltmak ve psikolojik işlevselliği geliştirmek için farkındalığı ve solunum fonksiyonlarını entegre etmek için nefes akışında dikkatin rahat sürdürülmesini içerir.

 

Ayrıca, yogada ortak olan tam yoga nefesi(Akciğerin alt, orta ve üst kısımlarında bilinçli nefes), aralıklı nefesi (nefes alış ve veriş süresinin değiştirildiği), alternatif burun deliği nefesi, karın nefesi kapsayan birkaç farklı nefes çeşidi olduğunu da görmek ilginçtir Collins, 1998, Jerath et al., 2006). Aynı zamanda, nefes farkındalığının aslında, farkındalık, sağlık ve ruhsal gelişim arayışında zihin, beden ve ruhun birleştirilmesine ulaşmak için yogi tarafından yapılan hareketlere göre geliştirildiğini gözlemlemek de eşit derecede değerlidir(Collins). Collins, yoga duruşlarıyla kullanılan nefes tekniklerinin bazılarının (bazı insanlar için) öğrenmek için daha karmaşık olduğuna ve genellikle duruşların dışında bağımsız bir uygulamaya ihtiyaç duyduğuna dikkat çekiyor. Her ne kadar sayısız çalışma pranayama nefesinin klinik olarak yararlı etkilerini gösterse de, bazı çalışmalar hızlı nefes pranayamasının hiperventilasyona neden olabileceğini ve bu durumun sempatik sinir sistemini hiperaktif hale getirdiğini ve vücudu daha fazla strese soktuğunu göstermektedir. (Jerath et al., 2006). Bu nedenle, bazı pranayama nefes teknikleri, astımı olanlarda (astım ile ilgili yan kol 1 e bakın) kontrendikedir (tedavinin uygun olmadığını göstermek) ve bu da uyarılmış bronşiyal hiperaktiviteye yol açabilir.

 

Yavaş pranayama nefes teknikleri, en pratik ve fizyolojik yararı gösterir, ancak temel mekanizma, nasıl çalıştıkları araştırmasında tam olarak açıklığa kavuşturulmamıştır (Jerath et al., 2006). Ancak Jerath ve meslektaşları  “istemli, yavaş derin nefesin, kalp, akciğerler, limbik sistem ve kortekste nöral elementleri senkronize eden gerilme kaynaklı inhibitör sinyaller ve hiperpolarizasyon (yavaşlayan elektriksel aksiyon potansiyelleri) akımları aracılığıyla otonomik sinir sistemini işlevsel olarak sıfırladığını varsayıyor.” Ayrıca, araştırmalar yavaş nefes pranayama nefes tekniklerinin, parasempatik (inhibitör) sinir sistemini harekete geçirdiğini, bu nedenle hücrelerin homeostazisi ile çok hızlı veya çatışmaya yol açabilecek bazı fizyolojik süreçleri yavaşlattığını göstermiştir (Jerath et al., 2006).

 

Nefes Farkındalığı ve Yoga: Bağlantının Yapılması 

 

Nefes farkındalığını sürdürmek ve dikkat dağınıklığını azaltmak için, yoga katılımcıları gözleri kapalıyken rahat duruşlar kullanırlar. Bu nefes kontrolüne hakim olmanın sonucu, bireyin stresli veya rahatsız edici durumları hafifletmek için bu uygulamaları istemli olarak kullanabilmesidir. Yoga katılımcıları, duygusal olarak uyarıcı bir fizyolojik tepki göstermeden dikkat dağıtıcılar ve stresle nasıl baş edebileceklerini öğrenirler. Bunu ilk önce dikkat dağınıklığı ya da düşüncesi ne olursa olsun tanıyarak, sonra da dikkat odağını nefese geri döndürerek yaparlar.(Sovik, 2000). Yeniden odaklanma “nefes alıyorum” (Sovik) düşüncelerine merkezlenir. Yoga meraklıları aynı zamanda “asanalar” ya da pranayama nefesi ile hareketi veya vücut pozisyonunu nefesle ilişkilendirien özel duruşlar kullanırlar. Jerath et al. (2006) nefes ve asanaların kombine yaklaşımının yararlı sağlık sonuçlarını nasıl ortaya çıkardığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunduğunu vurgulamaktadır.

 

İsteğe Bağlı Nefes Alma: Diyaframın Etkinleştirilmesi

 

Eğitimsiz bireyler için günlük nefes deneyimleri, tahmin edilenden çok daha tutarsızdır. Yogadaki uygulamalar genellikle, bireylere, öncelikle öğrenciyi en sonunda solunum hissi ile tanıştırmak için kendi nefeslerini gözlemlemelerini öğretir. Böylelikle, nefes tekniklerini öğrenmede anlamlı bir özellik, düzenli nefes almak ile düzensiz nefes almak arasındaki farkındalıktır. Solunum örüntülerindeki  modifikasyonlar, bir dersten sonra bazı bireylere doğal olarak gelir, ancak, kötü alışkanlıkların yerini alması altı ay kadar sürebilir ve nihayetinde birey nefes şeklini değiştirebilir. (Sovik, 2000). Bilhassa Gallego et al. (2001) tarafından gözlemlenen ve çalışmalarda kayı edilen genel kural, eğer istemli bir eylem tekrarlanırsa, “öğrenme gerçekleşir ve kontrolünün altında yatan nörofizyolojik ve bilişsel süreçler değişebilir.” dir. Gallego et al. bazı değişiklikler yapılabilirken, bu nefes değişiklikleriyle ilgili dikkat gerektiren fazların daha iyi anlaşılması için daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu belirtmektedir.

 

Diyafram solunum için sorumlu olan biricil organlardan biri olmasına rağmen, bazı yogacılar tarafından birçok insanda diyaframın kullanılmadığına inanılmaktadır(Sovik,2000). Böylece, aşırı aktif göğüs kaslarının kullanılması yerine, diyafragmatik nefesin kullanılması sık sık vurgulanmaktadır. Anatomik olarak diyafram akciğerlerin altında oturur ve karın organlarının üzerindedir. Gövdenin boşlukları (üst veya göğüs ve alt veya abdominal) arasındaki ayrımdır. Kaburgaların, omurganın ve sternumun tabanındadır. Daha önce tarif edildiği gibi, diyafram bir kubbe şeklinde oluşturulan orta lifleri büzüştüğünde, karın içine iner, göğüs hacminin artmasına (ve basıncın düşmesine) neden olur, böylece havayı akciğerlere çeker. Uygun nefes teknikleri uygulaması, diyafragmatik nefese daha fazla önem verilerek, yanlış kullanılan aksesuar göğüs kaslarını ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Diyafragmatik nefes ile ilk dikkat odağı, bazen abdominal veya karın nefesi olarak adlandırılan karnın genişlemesi üzerinedir. Nefes alma sırasında dışarı itildiğini hissetmek için karında göbek deliği üzerine bir elinizi koyun. Ardından, nefes odaklanması, nefes alma sırasında göğüs kafesinin genişlemesinde olur. Bir öğrencinin bunu öğrenmesine yardımcı olmak için, ellerin kenarlarını göğüs kafesinin yanına (sternum seviyesinde) yerleştirmeyi deneyin; doğru diyafragmatik nefes, göğüs kafesinin belirgin bir yanal genişlemesine yol açacaktır. Diyafragmatik nefes,  sırtüstü, eğilimli ve dik pozisyonlarda uygulanmalıdır, çünkü bunlar günlük yaşamın fonksiyonel pozisyonlarıdır. Son olarak, diyafragmatik nefes, meditasyon sırasında ve gevşeme sırasında fiziksel hareketlerle, asanalarla entegre edilir. Bisiklete binerken zahmetsizce dengeyi koruyabilen deneyimli bisikletçi ile benzer şekilde, diyafragmatik nefesi olan eğitimli uygulayıcı, doğal diyafragmatik nefes alırken, günlük hayat aktivitelerine odaklanabilir. Özet olarak, Sovik optimal nefes özelliklerinin (dinlenme sırasında), diyafragmatik, burunsal(nefes alma ve verme), yumuşak, derin, sakin, sessiz ve duraklama olmaması olarak tavisye etmektedir.

 

 

Nefes Üzerine Bazı Yaygın Sorulara Cevaplar

 

Aşağıdakiler, Repich' den (2002) uyarlanmış nefesle ilgili genel soruların bazı cevaplarıdır.

 

1) Derin bir nefesi nasıl alırız?

Çoğu insan göğsün genişlemesinden gelen derin nefes aldıklarını hissetseler de göğüs nefesi (kendi içinde)derin nefes almak için en iyi yol değildir. Derin bir nefes almak için, diyaframdan nefes alırken eşzamanlı göğsün genişlemesini sağlayacak şekilde nefes almasını öğrenin.

 

2) Nefesi kesilmiş hissettiğimizde ne olur?

Nefes darlığı genellikle boyun ve göğüs kaslarını gergin hale getiren sinir sistemi ve dövüş ya da uçuş hormonunun bir tepkisidir. Bu nefes almayı zorlaştırır ve bir kişiye nefes nefese kalmış/nefesi kesilmiş hissi verir.

 

3) Hiperventilasyon sendromu nedir?

Hiperventilasyon sendromu normalden daha hızlı bir şekilde nefes alıp verme(aşırı soluma) olarak da bilinir. Çok sık nefes almak bu olguya neden olur. Her ne kadar oksijen eksikliği gibi hissetse de, durum hiç de böyle değildir. Aşırı soluma, vücudun kayda değer miktarda karbondioksit açığa çıkarmasına neden olur. Bu karbondioksit kaybı, nefes darlığı, titreme, boğulma ve boğulma hissi gibi belirtileri tetikler. Ne yazık ki, aşırı soluma genellikle daha fazla aşırı solumayı devam ettirir, karbondioksit seviyelerini daha fazla düşürür ve böylece kötü bir döngü haline gelir. Repich(2002) hiperventilasyon sendromunun popülasyonda 10% kadar yaygın olduğunu belirtmektedir. Neyse ki, yavaş, derin nefes bunu kolayca hafifletir. Kasıtlı, hatta derin nefesler, kişiyi tercih edilen diyafragmatik bir nefes modeline dönüştürmeye yardımcı olur.

 

4) Nefes darlığı hissettiğinizde, daha fazla hava almak için daha hızlı nefes almanız gerekir mi?

Aslında,tam tersi. Eğer hızlı nefes alırsanız, fazla nefes almaya başlarsınız ve karbodioksit seviyeleri düşer. Bir kere daha, yavaş derin diyafragmatik nefes tavsiye edilir.

 

5) Hiperventilasyon olup olmadığını nasıl anlarsın?

Çoğu zaman bir birey hipervantilasyon olduğunu farketmez. Genellikle  hızlı nefes almaya sebep olan endişe verici duruma daha çok odaklanılır. Hiperventilasyon ile daha hızlı göğüs nefesi vardır ve omuzlar gözle görülür şekilde daha fazla hareket eder. Dakika 15-17 nefes alırsanız (egzesiz yapılmayan durumda), bu, muhtemel hiperventilasyon için daha ölçülebilir bir ölçüm olabilir.

 

 

Son Düşünceler

Araştırma, nefes egzersizlerinin (örneğin, pranayama nefesi), parasempatik (inhbe nöral tepkileri) tonunu arttırabildiğini, sempatik (uyarıcı) sinir aktivitesini azalttığını, solunumu ve kardiyovasküler fonksiyonu iyileştirebildiğini, stresin etkilerini azalttığı ve fiziksel ve zihinsel sağlığı geliştirdiğini açıkça göstermektedir(Pal, Velkumary, and Madanmohan, 2004). Sağlık ve fitness profesyonelleri bu bilgiden yaralanabilir ve öğrencileri ve müşterileri ile sınıflarında ve antrenman seanslarında düzenli olarak uygun yavaş nefes egzersizleri düzenli olarak uygulayabilir.

 

Yan kol 1. Astım nedir? Ve bununla ilgili beş yaygın mit nelerdir? 

‘’Astım’’ kelimesi Yunanca dan ‘’ fiziksel efordan sonra ağzınızdan hızlı ve yüksek sesle nefes almak’’ anlamından gelmektedir. Astımın tipik semptomları arasında hırıltılı solunum, nefes darlığı, göğüste sıkışma ve kalıcı öksürük bulunmaktadır. Astım atakları ev tozu, polen, tütün, duman ve hayvan tüyü gibi tetikleyiciye istemsiz olarak gelişir. Astım akciğerlerdeki inflambl( iltihaplı) tepkidir. Havayolu astarları şişer, onları çevreleyen düz kas daralır ve aşırı mukus üretilir. Hava akımı artık sınırlıdır, bu da oksijenin alveollere ve kan dolaşımına geçmesini zorlaştırır. Astım atağının şiddeti, solunum yollarının ne kadar kısıtlı olduğu ile belirlenir. Astımlı bir solunum yolu kronik olarak iltihaplandığında, solunum yollarında büyük bir reaksiyona nedeni için hafif bir tetikleme yeterlidir. Oksijen seviyeleri düşebilir ve hatta hayatı tehdit edebilir.Aşağıda bazı yaygın astım mitleri bulunmaktadır:

 

 Mit 1) Astım akıl hastalığıdır

Astım hastaları genellikle duygusal stresle karşı karşıya kaldıklarında atak geçirdikleri için, bazı insanlar bunu psikosomatik bir durum olarak tanımlar. Astım gerçek bir fizyolojik durumdur. Bununla birlikte, duygusal uyaranlar astımı kötüleştiren bir astım tetikleyicisi gibi davranabilir.

Mit 2) Astım ciddi bir sağlık durumu değildir 

Tam tersine! Astım atakları birkaç dakika ya da saatlerce sürebilir. Uzayan astım ajitasyonu kişinin sağlığını artarak tehdit etmektedir. Aslında, bir hava yolu tıkanıklığı ciddileşirse, hasta bayılma ve olası ölümlere yol açan solunum yetmezliği yaşayabilir.

Mit 3) Çocuklar yetişkin olana kadar astımdan kurtulacaklar 

Bazı insanlar büyüdükçe bundan kurtulasına rağmen, astım hastalarının büyük çoğunluğu hayatı boyunca buna sahip olur, ancak bazı insanlar bunun dışında büyür.

Mit 4) Astım hastaları egzersiz yapmamalıdır

Astım hastaları egzersiz yapabilir ve yapmalıdır. En önemlisi, en rahat hissettikleri egzersiz türlerini ve egzersiz yapmak için en uygun yer ve zamanı bulmalıdırlar.

 

Mit 5) Pek çok insan astımdan etkilenmez

National Center for Health Statistics (2002)e göre, ABD de 20 milyon insan astım hastası. Astım hayatı tehlikeye atabilir ki 2002 yılında yaklaşık 4,261 kişinin canını almıştır. Araştırmacılar, bunun uygun olmayan önleyici bakım, astım ilaçlarının kronik aşırı kullanımı veya her iki faktörün bir araya gelmesi nedeniyle olup olmadığı konusunda net değildir.

 

Son

 

 

 

Referanslar:

Collins, C. (1998). Yoga: Intuition, preventive medicine, and treatment.

Journal of Obstetric, Gynecologic, and Neonatal Nursing, 27 (5) 563-568.

Gallego, J., Nsegbe, E. and Durand, E. (2001). Learning in respiratory

control. Behavior Modification, 25 (4) 495-512.

Guz, A. (1997). Brain, breathing and breathlessness. Respiration

Physiology. 109, 197-204.

Jerath, R., Edry J.W, Barnes, V.A., and Jerath, V. (2006). Physiology of

long pranayamic breathing: Neural respiratory elements may provide a

mechanism that explains how slow deep breathing shifts the autonomic

nervous system. Medical Hypothesis, 67, 566-571.

National Center for Health Statistics. (2002). U.S. Department of Health and

Human Services. Centers for Disease Control and Prevention.

http://www.cdc.gov/nchs/products/pubs/pubd/hestats/asthma/asthma.htm

Pal, G.K. Velkumary, S. and Madanmohan. (2004). Effect of short-term

practice of breathing exercises on autonomic functions in normal human

volunteers. Indian Journal of Medical Research, 120, 115-121.

Repich, D. (2002). Overcoming concerns about breathing. National Institute

of Anxiety and Stress, Inc.

Ritz, T. and Roth, W.T. (2003). Behavioral intervention in asthma. Behavior

Modification. 27 (5), 710-730.

Sovik, R. (2000). The science of breathing – The yogic view. Progress in

Brain Research, 122 (Chapter 34), 491-505.

Willmore, J. and Costill, D. (2004). Physiology of Sport and Exercise (3rd

Edition). Champaign: Human Kinetics.

















Tüm hakları saklıdır. © 2020 Nefes Koçluğu Federasyonu design by ixir.